Beni Ancak Çalışan Kadınlar Anlar

Beni Ancak Çalışan Kadınlar Anlar

“Sabahları istediğim zaman uyanmak” diye  gerçekleşmesi neredeyse mümkün olmayan bir hayali kurmayan var mı? Uyanıyorsun, saate bakma gereği bile duymuyorsun. Hiç acele etmeden canının istediği gibi bir kahvaltı masası hazırlayarak evin en aydınlık yerine, hava güzelse balkona ya da bahçeye oturuyor, sabah kahvenden bir yudum alıyorsun.

Bu hayatı aslında yaşayan ama yaşadığı lüksün pek de farkında olmayanlar bir yana, güne işe yetişme telaşı ile başlayanlar için bu neredeyse bir ütopya.

Çalışmayı her zaman sevdim, işe giderken her zaman mutlu gittim ama nedense ulaşılması çok zor bu hayali de kurmaktan kendimi alamadım.

Hele de yazları, hele de ben işe yetişme telaşı içindeyken sabah yürüyüşü yapanları, bahçede kahvaltı yapanları, elinde havlu havuza doğru ilerleyenleri gördükçe “hayat bu işte” diye iç geçirdim yıllarca. Ama işe gitmekten de geri kalmadım.

Bu hayal ile yaşamayı öğrenmişken ve artık gerçekleşmeyeceğine tam da inanmışken birden kendimi o hayatın içinde buluverdim. Uzun ve detaylı  bir CV’ye sahip olsam da son satırında an itibarı ile artık “ev kadını” yazıyordu.

Elon Musk’ın uzaya gönderdiği otomobil kadar yabancıydım ortama. Uzaktan hep merak ettiğim ev kadınlığı gezegeninde çok yeniydim, keşfetmeye çalışıyordum…

Sabahları kahvaltıda dizi tekrarlarını izlemeyi denedim mesela. Çok tat vermedi, perdeleri kapattım, akşam havası verdim eve, yine olmadı. Kanala yazdım, dizi başlarken başına “akşam izleyin” ibaresi ekleyin, gündüz vakti hiç çekilmiyor dedim.

Bu arada Müge ile de tanıştım 🙂

Herkesin dilinde “bir dur bakalım, acele etme” kelimesi. Ne için acele ediyorum, ne için etmemeliyim. Hayatın her döneminde merak ettiğim bir yerdeydim ve yapmayı hayal etiğim herşey için önümde hiç olmadığı kadar zamanım vardı. Hiç öyle beklemeye falan da niyetim yoktu.

Önce daha 30. sayfasında köşesi kıvrılmış kitaplarımdan başlayacaktım.  Uzun süredir yazmayı hayal ettiğim blog için de artık çok fazla zamanım vardı. İlk zamanlarda belki sadece ben okuyacaktım ama olsun, daha sık yazacaktım artık. İstanbul’u gezecektim bol bol, dünyanın en güzel şehrini gezecektim, fotoğraflayacaktım ve tabii yazacaktım.

Ben tüm bunları yaparken tabii ki sosyal medya da paylaştığım bir takım “her şey için bol bol vakti olan insan” fotoğraflarını gören bazı arkadaşlarımın sitemi de olmadı değil.

Ohhh dediler Banu sen yaşıyorsun bu hayatı valla! Her gün havuz, güneş, deniz, gezmeler tozmalar!

20 yıl çalıştım ben yahu  kimse o zaman ah canım yaa sabahın köründe yollardasın, Cumartesi demeden çalışıyorsun işe, eve, çocuğa nasıl yetişiyorsun dememişti.

Tüm bu sitemlerin sonunda nazara geldim ve bir anda kendimi yine iş hayatında buldum 🙂

Şaka bir yana bu ev kadınlığı işi pek bana göre değilmiş onu anladım. Bu yeni iş hayatım İkinci Bahar gibi bir şey. Eskiye oranla daha keyifliyim, mesai saatlerim daha esnek, ailemle, oğlumla ve arkadaşlarımla daha fazla vakit geçirebiliyorum.

Çalışmak, üretmek, yazmak hepsi çok güzel ve bana göre olan tam da bu…

Tekrar merhaba iş hayatı, aç kollarını ben geri geldim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir