Bir Dilek Tut

Bir Dilek Tut

Geçen gün sosyal medyada gezinirken dikkatimi çeken bir cümlede; “farkında mısınız pandemi olduğundan beri insanlar aşık bile olmuyor” yazıyordu.

Sizce de bu doğru bir tespit değil mi? Hele ki özellikle böyle zor günlerden geçerken en ihtiyaç duyulan şeyin sevgi olduğu düşünülürse…

Şimdi diyeceksiniz ki en ihtiyacımız olan şey sağlık, maske, mesafe, hijyen, iş ve ekonomik rahatlık. Evet çok haklısınız ama hayatta kalmak için bunları yaparken de, insanların nasıl birbirlerinden kopup uzaklaşmak zorunda kaldığının farkında mısınız?

İnsana en iyi gelen, şifa veren şey karşısındaki insanın gözüne bakarak konuşmak, paylaşmak, sarılmak ve dokunmakken, tam da bundan korkarak kimseye yaklaşamamanın ruhumuzda yarattığı tahribat ne olacak peki?  

Bir çoğumuz bundan aylar öncesine kadar “çılgın kalabalıktan uzakta” olmayı tercih eder, evlerimize veya kafamızı dinleyebileceğimiz sessiz sakin bir yerlere kaçmayı isterdik. Yoğun iş temposundan, şehrin kargaşasından, kalabalıklardan koşarak uzaklaşırdık.

Şimdi ise evinin bir odasında bilgisayar başında online toplantılar yapan, sergileri, defileleri, konserleri, spor müsabakalarını online izleyen ve bundan oldukça sıkılmış olan insanlara dönüştük.

Mesela ben bir deniz kenarında sabah yürüyüşünü ve güneş gözümün içine girerken serin serin esen rüzgarın yüzüme vurmasını deli gibi özledim! Gidip bir yerde sevdiklerimle oturup sohbet edip birşeyler içmeyi de çok!…

Bu arada farkettim ki televizyonda bir film veya dizi izlerken bile insanların maskesiz olmasını, bir barda veya cafede yemek yiyip birşeyler içip sohbet etmelerini, gülüp kadeh tokuşturmalarını hayretle izlemeye başlamışım. Bir tek bana mı garip gelmeye başladı bu görüntüler, siz de benim gibi hissetmiyor musunuz?

Öyle bir hale geldim ki eskiden bunları nasıl yapıyormuşuz demeye başladım. Bunlar dediğim şeyler de aynı masada oturup yemek yemek, sohbet etmek!

Peki ya çocuklara ne demeli?  Ah canım çocuklar!

Aylardır evde, bizim yıllardır uzak tutmaya çalıştığımız ekranların başında saatlerce oturup ders dinlemeye çalışıyorlar. Hiçbir sosyal hayatları kalmadı. Okullarından, öğretmenlerinden, arkadaşlarından, spor aktivitelerinden, herşeyden ama herşeyden mahrum kaldılar. Emin olun ki hayatlarından kaçıp giden bu bir yılın telafisi de olmayacak…

Henüz 2-3 yaşındaki çocuklar yüzlerinde maskeler, parkta birbirini görmeden dokunmadan oyun oynamaya çalışıyorlar. O yaştaki çocukların zihinlerinde nasıl bir yer ediniyor acaba bu maskeler. Annelerin babaların sürekli virüsten bahsetmesi, kimseye yaklaşma, uzak dur, sarılma, dokunma, öpme demeleri…

Hatta büyüklerimizi korumanın onlardan uzak durmak olduğu bir hayat!?

Ah 2020 bir geldin pir geldin desem yeridir. Peki tüm suçu şu yıl bi bitse de kurtulsak diyerek üzerimizden atabilir miyiz?

Dünyanın bu hale gelmesinin sebebi uğursuz bir 365 gün olabilir mi sizce?

Savaşların, hastalıkların, sefaletin, açlığın, adaletsizliğin ve hatta doğal afetlere zemin hazırlayan doğanın mahvolmasının sebebi şu zavallı ve birkaç güne bitecek olan 2020 mi yani!

Tüm bu hızlı yok oluşların tek sorumlusu insanoğlundan başkası değil.

Diliyorum ki daha akıllı, bilinçli, sorumlu, sevgi dolu, adil, merhametli insanlar olalım. Kendimize, sevdiklerimize, diğer tüm canlılara ve dünyamıza iyi bakalım. Gelecek yeni yıl o kadar güzel olsun ki son 365 günde yaşanan tüm kötü günleri unuttursun, tüm acıları hafifletsin…

Sizin de güzel dilekleriniz ve gerçekleşmesi için çabanız olsun ve lütfen ama lütfen tüm bu iyi dilekler kabul olsun!

Sevgiler,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir