Pandemi

Pandemi

Sıradan günler yaşasak yine…

Sabah işe gitmek için çok erken kalkıyor olmamıza söylenerek uyansak mesela, 5 dakika daha deyip çalan alarmı ertelesek…

Yağan yağmura, açmamış olan güneşe söylensek…

Veya mis gibi havaya şükretsek, doğan güneş için minnet duysak ve camımızı açıp temiz havayı içimize çeksek…

Sonra İstanbul’un o sevimsiz, insanı strese sokan, strese sokmak ne kelime resmen delirten sabah trafiğine atsak kendimizi…

İşe geç kalsak mesela, patrondan azarı işitsek, mesai arkadaşımızla bi kahve içsek…

Sıkıldığımız toplantılar, telefon görüşmeleri, mail trafiği, şehrin bir ucundan diğer ucuna yetişme telaşımız olsa…

Kızlarla buluşsak, sarılsak doya doya, kadehleri tokuştursak dedikodu eşliğinde, gülsek yine ağız dolusu….

Ah o deniz! Denizi çok severim ben, hele ki güneş de ona eşlik ediyorsa değmeyin keyfime…

Kumsalda yürüsek, hayal kursak denize taş atarken, yüzümüze esen rüzgarla birlikte güneşe dönsek…

Dışarı çıkarken asansörde komşumuzla karşılaşsak; kuaförde, markette tanımadığımız insanlara tebessüm etsek, birbirimizin gözüne baksak yine…

Tüm bu yazdıklarım sanki çok uzak geçmiş gibi geliyor şu an bana. Neredeyse 14 gündür oğlumla birlikte evimizdeyiz.

Aynı evin içinde böyle uzun saatler vakit geçirmeyeli çok olmuştu. İlk günler ve belkide ilk hafta biraz bunun tadını çıkardık ama süre uzamaya başlayınca bu biraz zor olmaya başladı.

Düşünsenize bir an önce akşam olsa da gitsem dediğiniz eviniz, akşam olsa da sarılıp özlem gidersem dediğiniz oğlunuz bir vakit sonra sizi yormaya başlıyor…

İşte bu yoruculuktan kurtulmak için kendimize bir program yaptık. Sabah uyandığımızda önce bir süre yatakta sabah sohbeti yapıyoruz. Sonra kahvaltı ve az da olsa ayrı odalarda geçirilen kendimize ait zamanlarımız var…

Sonra dersler başlıyor ve birlikte ödev yapıyoruz… Ben işlerimi yapmaya çalışıyorum evden ama “home office” çalışmaya bu şartlarda adapte olmak pek kolay olmuyor…

Biraz mola, yemek, film, kitap okuma, evde spor, sohbet derken bir de bakıyoruz ki akşam olmuş.

Sonra konuşmaya başlıyoruz hatırlıyor musun şunu yapmıştık, buralara gitmiştik falan diye…

Tüm bunların nedeni hepinizin de bildiği gibi Pandemi, yani Corona Virüs salgını.

Tüm dünyayı ele geçiren ve hatta yıkıp geçen bu salgın hepimizi evlerine hapsetti. Kendimizi ve sevdiklerimizi korumak için yapılabilecek en iyi korunma yöntemi evde kalmak çünkü. Ama maalesef evinde kalamayan, çalışmak zorunda ve risk altında olan binlerce insanımız var, onlara da sağlık ve kolaylıklar diliyorum…

İşte tam da bu nedenle geceleri yatağımda düşünüyorum; dikkat etmediğim, farkında olmadığım, kıymetini anlamadığım ne çok şeye sahipmişim diye.

Canım ne zaman isterse nereye isterse gidebilmek, istediğim arkadaşımla görüşebilmek, istediğim yerde yürümek, konuşmak, öpmek, sarılmak nasıl bir özgürlükmüş ve ne kıymetliymiş meğer…

Biz insanlar her zaman aynı şeyi yapıyoruz farkında mısınız? Bu dünyaya geldiğimizden beri tüm nimetlerinden faydalanmak bir yana onları tüketiyoruz da… Tüm bu salgınların, iklim değişikliğinin, hava kirliliğinin, açlığın, sefaletin, savaşların, ölümlerin, kuraklığın, kötülüğün nedeni kim sizce?

İnsanoğlu dünyaya ve kendine bunu neden yapıyor?

Peki yaptıklarının sonuçlarına katlanan yine insanın ta kendisi değil mi? Dünya, doğa, hayvanlar bir şekilde gördüğü zararın intikamını bizden alıyor olabilir mi?

Şu birkaç ay içinde hava kirliliğinin %30 oranında azalması, nehirlere denizlere balıkların geri gelmesi, kuşların artışı… Tüm bunlar insanlar sokaklardan az da olsa çekilmeye başladığında oldu.

Şimdi önümüz bahar…

Umutsuzluğa kapılmadan, bir süre daha bu şekilde izole yaşayarak kendimizi ve sevdiklerimizi güvende tutarak süreci atlatmaya çalışacağız başka çaremiz yok.

Biz bu sürede kendimizi dinleyeceğiz, okuyacağız, düşüneceğiz, çalışacağız, sevdiklerimizi arayacağız, gelecek için planlar yapacağız…

Sahip olduklarımızın kıymetini bileceğimiz, sevdiklerimize sıkıca sarılabileceğimiz, öpebileceğimiz, ellerini tutabileceğimiz, konuşup güleceğimiz güzel günlerin bizi beklediğine inancımızı yitirmeyeceğiz…

Artık güzel ve iyi olan ne varsa içimizde tutmak yok!

Anlamsız, önemsiz küçük şeyleri dert edip sorun haline getirmek yok!

Olmayana, gelmeyene, sevmeyene, düşünmeyene üzülmek yok!

Bundan sonra kıymet bilmek, şükretmek, sevmek, sevdiğini bol bol söylemek, sarılmak, minnet duymak, ertlememek, affetmek var…

Daha sağlıklı ve güzel günlerde görüşmek üzere, Sevgiyle ve Evde Kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir